Uzun Bir Aradan Sonra Blog'uma ülkede son günlerde yaşanan Sanat Karşıtı olaylardan ya da Meşhur İdil Biret olayından söz etmek için girmiş bulunmaktayım...
İdil Biret, canlı olarak hep dinlenmesi gereken ve ülkemizin iddia ediyorum ki en iyi piyanistidir. İdil Biret Dünya çapındaki gururumuz...
* * *
Gel Gelelim bizim "yobaz" tayfa yine en kötü şey olan "cahillik"leriyle ortalığı birbirine katmayı ihmal etmedi. İdil Hanım, Kim bilir ne kadar korkmuştur o muhteşem gece..?
Doğu Türkistan-Çin etnik savaşını tabii ki her savaşı kınadığımız gibi kınıyoruz, protesto ediyoruz da Topkapı Sarayındaki konser NE ALAKA?
"Kardeşim orası kutsal emanetler, orada şarap içilmez" diyen zihniyet bilmiyor ki; Osmanlı döneminde de Şaraplar içildi, O avluda nice insanlar idam edildi!..
Ama anlat anlatabilirsen sen "yobaz" tayfaya..?
* * *
Olayın Medya yönü çok çirkin. VAKİT GAZETESİ konser başlamadan 2-3 gün önce hedef gösterdi, kışkırttı.. Ayıptır be ayıp! Hüseyin Üzmez olayını soran var mı, Vakit "yobaz" takımına??
Çok pis işler bunlar... Çook!
Özellikle kendine "ALPERENLER" adını veren şidddet sever grup, kendini vatan millet sevdalısı sayıyor; Bu Güzel!
Peki Muhsin Yazıcıoğlu helikopteri 1-2 hafta boyunca arandı tarandı bulunamadı.. Devlet istese bulurdu! Soruyorum o Alperen takımına;
Yahu Başkanınız öldü bulunamadı çıt çıkarmadınız da, Şimdi niye el alemi protesto ediyorsunuz??
Bunlar yalakadırlar, Ülkücü zihniyetin yeni versiyonu Alperenler!!
Kınıyorum "yobaz" takımını...
20 Temmuz 2009 Pazartesi
Aşırı Milliyetçiliğin Cahiliyeti
22 Eylül 2008 Pazartesi
Tragedyalar III (Koro)
| Birden bire yapayalnızsanız her yerde Ve bundan korkuyorsanız En küçük şeylerden bile. Örneğin birine saati sorsanız Karşıdan karşıya geçseniz bir caddede Sesinizi alçaltıp dikkatle bakaraktan çevrenize Biriyle bir şeyler konuşsanız Ve her gün kitaplar, dergiler alsanız. Postacı her gün mektup getirse Sözgelimi bir resmi dairede Fazlaca oyalansanız Şöyle bir iki otobüs kaçırsanız üst üste neden olmasın Kaldı ki, hiçbir şey yapmasanız bile Tuhaftır Sanki herkes kuşkuyla bakacaktır yüzünüze. Ve işte bir lokantaya girdiniz, garsonla çene çaldınız Şarapla yiyecek bir şeyler söylediniz, hepsi bu kadar Biraz da güldünüz aklınızdan geçen bir şeye Ya gülünç bir olaya, ya önemsiz bir söze Ama az ötede düğmeleriyle oynayan Ve yiyen tırnaklarını bir adam Duraksız sizi izliyordur belki de. Ya da bir dernekte üyesiniz, azıcık mutlusunuz Ya da küçük bir memur bir banka servisinde Durmadan suçlusunuz Durmadan suçlusunuz Durmadan suçlusunuz ve artık kendinizi Gücünüz yok ödemeye. Giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık Yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine Ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi Gücünüz yetse de azıcık bağırsanız Bir yankı : durmadan yalnızsınız Durmadan yalnızsınız. |
. |
| Edip Cansever |
14 Temmuz 2008 Pazartesi
Çağımız: Tekeliyet
Bir Tekeliyet Hissiyatı içindeyim. Kuşkusuz bu Geçmişin Bir Geleceği idi. Şimdi 'Tekelciliğin Tekeliyetinin Evrenselleştiği, (Globalizm) adı altında gerçekleştirildiğini' görüyoruz. Medya'nın Bağımsızlığını yitirip, Gazetecilerin Holdingleşmesi Bir Tekeliyettir. Aslında Uyarılar Yapılmıştı. Taa 40 ve 50 li yıllarda o zaman, Prof. Dr. Yalçın Küçük Tehlikenin Farkında idi. O zaman "ÜTOPYA"cı olarak nitelendiriliyordu Profesörümüz. Aslında Yine "ÜTOPYA"lar mı, üretiyor? Üretmediği Kesindir. Olabilecek Her Şeyi ve Aklın Sınırlarını Düşünmek ve Zorlamak Neden Ütopyacılık sayılır bu Türkiyenin Çok Meşhur "JÖNTÜRK"lerine göre?
Tüm bunları bir yana bırakalım ve konumuza dönelim. Tekeliyet içinde kaybolmak kadar kötü ve sinir bozucu bir durum olabileceğini sanmıyorum. Bu Yüzden Devrim bu Ülke için Gereklidir. "Her Kurtuluş ve Devrim Beklenmedik Bir zamandadır." Yalçın Hocam ne Güzelde Söylemiş. Bu Ülkeyi Küçülttüler. Kafalar Artık Dik değil EĞİK. İnsan Kafası DİK olduğunda güzeldir. Evet Hocamın dedikleri çok doğru. Türk "ENTEL" geçinen aydınları, bitmiştir. Onlar POPULIZM yararına çalışan ve Köşeleri kapan yaratıklardır. Ama bu hale nasıl geldik? Bundan 40 yıl önce bir gazeteci en ufak bir yanlış haber veya çarpıtılmış ya da birilerine yalakalık bir haber yapsaymış. O an işi bitermiş. Ama şu anda birilerine yalakalık yapan, holdingleşen, parayla yazı hazırlayan bir gazetelicik anlayışı ile yanıp tutuşan, dini imanı ülküsü "PARA" olan bir medyatik "TEKELİYET" ülkeyi ele geçirmiş durumdadır.
Ne Yazıkki Profesörümüz yine haklı çıktı: Yaşadığımız Çağ iki İhanetin Bir Arada Olduğu bir çağdır;
1. Dönek Solcuların, Liberalleşip Atatürk'e ihaneti.
2. Müslümanları Dinlerine ihaneti.
Çok Vahim bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Ergenekonlar, Satışlar, Peşkeşler, İhanetler, Tekeller, Medyalar, BOPlar ve Birçok şey... Böyle Sıralasak çok zor biter bu yazı. Ama Bu Ülke için Devrim gereklidir. Yıkıcıdır ama Öğretici ve Eğiticidir. İnsanların Kafaları Ayakları, Ayakları Kafaları olmuştur. Bunu Tersine Çevirmek Ancak Devrim ile olabilir.
Sercan Görgün.
16 Haziran 2008 Pazartesi
Lenin'le Sesleniyor Bize Hikmet
"Tanrı Ellerimizdir." Diyecek Kadar Cesur Ve Yürekli.
Haykırıyor Doğacak Olan Bebeğe Görecekleri İçin,
Yaşamış Herşeyin En Kötüsünü ve Düşlemiş En İyiyi.
Lenin'den Almış Umudunu. Bebeğe Haykırıyor ve Bizleri Çağırıyor,
"Tanrı, Ellerimizdir." Diyerek.
Lenin'le Sesleniyor Bize Hikmet,
Nazım Hikmet.
24 Nisan 2008 Perşembe
Bir Rezaletin Haberi:Sanata Saygısızlık..Bu kadarına da Pes!
2008 Peyami Gürel Sergi haberini geçtiğimiz günlerde sanatseverlerimizle paylaşmıştık. Serginin organizatörü İstanbul Sanat Evi tarafından 12 Nisan 2008 günü basına gönderilen bültenide siz sanatseverlerimizle paylaşıyor ve konuyla ilgili yorumu ve duyarlılığı sizlere bırakıyoruz...!Halkın malını kendi öz malı zanneden ve sanat-kültür hayatına saygısızca tecavüz etmeyi hak bilenlerin bu aymazlığı karşısında bütün basın mensuplarını yardıma çağırıyoruz.
Gelin ve bu hali görün!

u gün bunları yapanların yarın daha neler yapacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü böyle bir hareket için bir haber verme nezaketini göstermeyenlerin ne güzel İstanbulumuzu ne de memleketimizi yönetmeye hakları olmadığını düşünüyoruz.
Tarih: 12.04.2008
Saat: 22:30
Tecavüzcü Etkinlik: 1. Uluslararası Yerel Yönetimler Sempozyumu



22 Nisan 2008 Salı
23 NİSAN ARTIK HÜZÜNLÜ
Atatürk’ün bize ve çocuklarımıza armağan ettiği o güzel Çocuk Bayramı artık hüzünlü. Nedeni basit. Çocuklarımıza nasıl bir gelecek verdik diye sormanız, soruya aynen cevaptır.
O zaman soruyorum;
Neden “Artık 23 Nisan Hüzünlü” diye yazmışım ben?
Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı Meclis’ten bir anda aç gözlü milletvekilleri tarafından geçirildi. Bu yasa çocuklarımızın ileride bize küfür etmelerine neden olacaktır.
Başka Ne Yüzden 23 Nisan Artık Hüzünlü?
301. Madde meclisten SSGSS’den hemen sonra arada kaynadı ve oda geçti. Türklüğe hakaret serbest ama Türk Milletine hakaret yasak oldu.
Başka Neden 23 Nisan Artık Hüzünlü?
Ülkemizde tarihimizde ilk defa çok trajikomik bir biçimiyle pirinç kuyrukları oluştu. Gıda terörizmi elini kolunu sallaya sallaya cirit attı. Bunlarda tarihimize utanç verici tablolar arasına kondu.
Peki, Şimdi Ne Olacak?
Çocuklarımıza utanç verici anne ve babalar olmak istemiyorsak, seçimlerde aklımızı kullanacağız. Tüm bu iğrenç utandıran, absürd olayları hangi iktidar varken yaşadığımızı unutmadan gideceğiz sandıklara. Kimsenin seviyesine inmeden oylarımızla en güzel cevabı vereceğiz.
BİLİM ALIN YAZISI BİR BAŞKA DEYİŞLE KADER’İ KANITLADI
Geçenlerde bir gazetede okudum. Alın yazısı bilimsel olarak kanıtlanmış daha doğrusu geçireceğimiz hastalıklar genlerimizde kayıtlıymış.
İngiliz bilim adamlarının ulaştığı bu sonuç dini kitaplarda yazan ve değiştirilemez olduğuna inanılan kader denen şeyi kanıtlamış oldular.
Fakat kader yani genetik değiştirilebiliyor.
Bilim adamları şu sıralar DNA’nın şifrelerini çözmek ve insan genetiğini çözmek üzere çalışıyorlar. DNA üzerinde birkaç değişiklik şimdiye kadar yapıldı ve tarihe geçti. Peki eğer geçireceğimiz şeyler genetiğimizde gizli ise, bu genetiğin değiştirilmesi demek kaderin değiştirilmesi demek olmuyor mu?
Kader değiştirilemez görüşünde olan din bilginleri, bilim adamlarının genleri değiştirdiğinde yanılmış olacaklar. Bu olursa ilahiyatçılar zor durumda kalacaklar. Çünkü ilahiyatçılar Kur’an dan aldıkları bilgilerle ömrün uzatılamayacağını ecelin belirtilen zamanda geleceğini, kaderin ise değiştirilemeyeceğini savunurlar.
Demek ki bilimin “Papa’ya ve Papa’lara ihtiyacı Yoktur” söylemi mantıklıdır. Böyle olunca din mantıksız kalıyor ve dinin insan yaratması olduğu iddiaları ışık buluyor. Gelecekte bilim adamları genetiğimizi değiştirdiğinde, bilim ve din arasında büyük çatışmalar yaşanabilir ama her zaman bilim en mantıklı olanıdır.
ATATÜRK ne dedi; “Benim manevi mirasım, Bilim ve Akıldır.” İşte bu mirasla yola devam edersek her zaman doğru olanı buluruz.
