22 Eylül 2008 Pazartesi

Tragedyalar III (Koro)





Birden bire yapayalnızsanız her yerde
Ve bundan korkuyorsanız
En küçük şeylerden bile. Örneğin birine saati sorsanız
Karşıdan karşıya geçseniz bir caddede
Sesinizi alçaltıp dikkatle bakaraktan çevrenize
Biriyle bir şeyler konuşsanız
Ve her gün kitaplar, dergiler alsanız. Postacı her gün mektup getirse
Sözgelimi bir resmi dairede
Fazlaca oyalansanız
Şöyle bir iki otobüs kaçırsanız üst üste neden olmasın
Kaldı ki, hiçbir şey yapmasanız bile
Tuhaftır
Sanki herkes kuşkuyla bakacaktır yüzünüze.

Ve işte bir lokantaya girdiniz, garsonla çene çaldınız
Şarapla yiyecek bir şeyler söylediniz, hepsi bu kadar
Biraz da güldünüz aklınızdan geçen bir şeye
Ya gülünç bir olaya, ya önemsiz bir söze
Ama az ötede düğmeleriyle oynayan
Ve yiyen tırnaklarını bir adam
Duraksız sizi izliyordur belki de.

Ya da bir dernekte üyesiniz, azıcık mutlusunuz
Ya da küçük bir memur bir banka servisinde
Durmadan suçlusunuz
Durmadan suçlusunuz
Durmadan suçlusunuz ve artık kendinizi
Gücünüz yok ödemeye.

Giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık
Yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine
Ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi
Gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
Bir yankı : durmadan yalnızsınız
Durmadan yalnızsınız.

.

Edip Cansever

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Çağımız: Tekeliyet

Bir Tekeliyet Hissiyatı içindeyim. Kuşkusuz bu Geçmişin Bir Geleceği idi. Şimdi 'Tekelciliğin Tekeliyetinin Evrenselleştiği, (Globalizm) adı altında gerçekleştirildiğini' görüyoruz. Medya'nın Bağımsızlığını yitirip, Gazetecilerin Holdingleşmesi Bir Tekeliyettir. Aslında Uyarılar Yapılmıştı. Taa 40 ve 50 li yıllarda o zaman, Prof. Dr. Yalçın Küçük Tehlikenin Farkında idi. O zaman "ÜTOPYA"cı olarak nitelendiriliyordu Profesörümüz. Aslında Yine "ÜTOPYA"lar mı, üretiyor? Üretmediği Kesindir. Olabilecek Her Şeyi ve Aklın Sınırlarını Düşünmek ve Zorlamak Neden Ütopyacılık sayılır bu Türkiyenin Çok Meşhur "JÖNTÜRK"lerine göre?

Tüm bunları bir yana bırakalım ve konumuza dönelim. Tekeliyet içinde kaybolmak kadar kötü ve sinir bozucu bir durum olabileceğini sanmıyorum. Bu Yüzden Devrim bu Ülke için Gereklidir. "Her Kurtuluş ve Devrim Beklenmedik Bir zamandadır." Yalçın Hocam ne Güzelde Söylemiş. Bu Ülkeyi Küçülttüler. Kafalar Artık Dik değil EĞİK. İnsan Kafası DİK olduğunda güzeldir. Evet Hocamın dedikleri çok doğru. Türk "ENTEL" geçinen aydınları, bitmiştir. Onlar POPULIZM yararına çalışan ve Köşeleri kapan yaratıklardır. Ama bu hale nasıl geldik? Bundan 40 yıl önce bir gazeteci en ufak bir yanlış haber veya çarpıtılmış ya da birilerine yalakalık bir haber yapsaymış. O an işi bitermiş. Ama şu anda birilerine yalakalık yapan, holdingleşen, parayla yazı hazırlayan bir gazetelicik anlayışı ile yanıp tutuşan, dini imanı ülküsü "PARA" olan bir medyatik "TEKELİYET" ülkeyi ele geçirmiş durumdadır.

Ne Yazıkki Profesörümüz yine haklı çıktı: Yaşadığımız Çağ iki İhanetin Bir Arada Olduğu bir çağdır;

1. Dönek Solcuların, Liberalleşip Atatürk'e ihaneti.
2. Müslümanları Dinlerine ihaneti.

Çok Vahim bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Ergenekonlar, Satışlar, Peşkeşler, İhanetler, Tekeller, Medyalar, BOPlar ve Birçok şey... Böyle Sıralasak çok zor biter bu yazı. Ama Bu Ülke için Devrim gereklidir. Yıkıcıdır ama Öğretici ve Eğiticidir. İnsanların Kafaları Ayakları, Ayakları Kafaları olmuştur. Bunu Tersine Çevirmek Ancak Devrim ile olabilir.

Sercan Görgün.

16 Haziran 2008 Pazartesi

Lenin'le Sesleniyor Bize Hikmet

Lenin'le Sesleniyor Bize Hikmet,
Nazım Hikmet.
"Tanrı Ellerimizdir." Diyecek Kadar Cesur Ve Yürekli.
Haykırıyor Doğacak Olan Bebeğe Görecekleri İçin,
Yaşamış Herşeyin En Kötüsünü ve Düşlemiş En İyiyi.

Lenin'den Almış Umudunu. Bebeğe Haykırıyor ve Bizleri Çağırıyor,
"Tanrı, Ellerimizdir." Diyerek.

Lenin'le Sesleniyor Bize Hikmet,
Nazım Hikmet.

24 Nisan 2008 Perşembe

Bir Rezaletin Haberi:Sanata Saygısızlık..Bu kadarına da Pes!

2008 Peyami Gürel Sergi haberini geçtiğimiz günlerde sanatseverlerimizle paylaşmıştık. Serginin organizatörü İstanbul Sanat Evi tarafından 12 Nisan 2008 günü basına gönderilen bültenide siz sanatseverlerimizle paylaşıyor ve konuyla ilgili yorumu ve duyarlılığı sizlere bırakıyoruz...!
Bu kadarına da Pes!

İstanbul Sanat Evi tarafından düzenlenen 1-15 Nisan 2008 tarihlerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Fuayesi’nde ziyarete açık olan 2008 Peyami Gürel Sergisi Ak Parti İstanbul İl Başkanlığı'nın bir etkinliği nedeniyle bu gün açıkça taciz edilmiş ve engellenmeye çalışılmıştır.
Halkın malını kendi öz malı zanneden ve sanat-kültür hayatına saygısızca tecavüz etmeyi hak bilenlerin bu aymazlığı karşısında bütün basın mensuplarını yardıma çağırıyoruz.
Gelin ve bu hali görün!


u gün bunları yapanların yarın daha neler yapacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü böyle bir hareket için bir haber verme nezaketini göstermeyenlerin ne güzel İstanbulumuzu ne de memleketimizi yönetmeye hakları olmadığını düşünüyoruz.

Tarih: 12.04.2008
Saat: 22:30
Tecavüzcü Etkinlik: 1. Uluslararası Yerel Yönetimler Sempozyumu



22 Nisan 2008 Salı

23 NİSAN ARTIK HÜZÜNLÜ

Atatürk’ün bize ve çocuklarımıza armağan ettiği o güzel Çocuk Bayramı artık hüzünlü. Nedeni basit. Çocuklarımıza nasıl bir gelecek verdik diye sormanız, soruya aynen cevaptır.

O zaman soruyorum;

Neden “Artık 23 Nisan Hüzünlü” diye yazmışım ben?

Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı Meclis’ten bir anda aç gözlü milletvekilleri tarafından geçirildi. Bu yasa çocuklarımızın ileride bize küfür etmelerine neden olacaktır.

Başka Ne Yüzden 23 Nisan Artık Hüzünlü?

301. Madde meclisten SSGSS’den hemen sonra arada kaynadı ve oda geçti. Türklüğe hakaret serbest ama Türk Milletine hakaret yasak oldu.

Başka Neden 23 Nisan Artık Hüzünlü?

Ülkemizde tarihimizde ilk defa çok trajikomik bir biçimiyle pirinç kuyrukları oluştu. Gıda terörizmi elini kolunu sallaya sallaya cirit attı. Bunlarda tarihimize utanç verici tablolar arasına kondu.

Peki, Şimdi Ne Olacak?

Çocuklarımıza utanç verici anne ve babalar olmak istemiyorsak, seçimlerde aklımızı kullanacağız. Tüm bu iğrenç utandıran, absürd olayları hangi iktidar varken yaşadığımızı unutmadan gideceğiz sandıklara. Kimsenin seviyesine inmeden oylarımızla en güzel cevabı vereceğiz.

BİLİM ALIN YAZISI BİR BAŞKA DEYİŞLE KADER’İ KANITLADI

Geçenlerde bir gazetede okudum. Alın yazısı bilimsel olarak kanıtlanmış daha doğrusu geçireceğimiz hastalıklar genlerimizde kayıtlıymış.

İngiliz bilim adamlarının ulaşğı bu sonuç dini kitaplarda yazan ve değiştirilemez olduğuna inanılan kader denen şeyi kanıtlamış oldular.

Fakat kader yani genetik değiştirilebiliyor.

Bilim adamları şu sıralar DNA’nın şifrelerini çözmek ve insan genetiğini çözmek üzere çalışıyorlar. DNA üzerinde birkaç değişiklik şimdiye kadar yapıldı ve tarihe geçti. Peki eğer geçireceğimiz şeyler genetiğimizde gizli ise, bu genetiğin değiştirilmesi demek kaderin değiştirilmesi demek olmuyor mu?

Kader değiştirilemez görüşünde olan din bilginleri, bilim adamlarının genleri değiştirdiğinde yanılmış olacaklar. Bu olursa ilahiyatçılar zor durumda kalacaklar. Çünkü ilahiyatçılar Kur’an dan aldıkları bilgilerle ömrün uzatılamayacağını ecelin belirtilen zamanda geleceğini, kaderin ise değiştirilemeyeceğini savunurlar.

Demek ki bilimin “Papa’ya ve Papa’lara ihtiyacı Yoktur” söylemi mantıklıdır. Böyle olunca din mantıksız kalıyor ve dinin insan yaratması olduğu iddiaları ışık buluyor. Gelecekte bilim adamları genetiğimizi değiştirdiğinde, bilim ve din arasında büyük çatışmalar yaşanabilir ama her zaman bilim en mantıklı olanıdır.

ATATÜRK ne dedi; “Benim manevi mirasım, Bilim ve Akıldır.” İşte bu mirasla yola devam edersek her zaman doğru olanı buluruz.

BİR HAFTALIK ŞİDDET ANALİZİ

Analiz ettim şu son bir haftayı ve aklıma gelen soru; “Türkiye’de şiddet başa çıkılamaz bir hale mi geliyor, doğal mı karşılanıyor?” oldu.

Öncelikle üç temsili Olay Buldum. Şiddeti temsil eden.

KAMER GENÇ

Geçtiğimiz gün Tunceli Bağımsız millet vekili Kamer Genç’in mecliste 40 -50 kuvvetli kişi tarafından konuşma sırasında bile değil, konuşmasını – AKP’nin kirli dosyaları – bitirdikten sonra şiddete mağruz kaldığını gördük. Hatta, Türkiye’de ilk kez mecliste genel kurul salonunda 40-50 kişilik bir ordunun topluca bağımsız milletvekiline karşı saldırıda bulunduğunu gördük.

Bunu yapanlar demokrasiyi ağızlarından düşürmeyen fakat tek taraflı demokrasi yapanlardır ve böyle insanlardan bunu beklemek doğaldır. Üstüne üstlük “RTE” bunu meşrulaştırınca çıkan tablo acı verici oldu.Diğer bir olay ise;

KARS’TA BİR ÜNİVERSİTE

Kars şehrinde birkaç grup öğrenci, bir öğrenci kız arkadaşını evine bırakmak isterken Cumhuriyet meydanı’nda dövülmeye başlandı. Yoldan geçen birkaç kişide bu şiddet uygulayan gruba katıldı. Gerçekten şok edici bir durum ve çok vahim.

PİPPA BACCA olayına ne demeli?

Hepimiz Türk milleti olarak televizyon, gazete, dergi, ve internet sitelerinden duyduğumuz İtalyan sanatçı Pippa Bacca’nın tecavüz edilerek öldürüldüğünden utanç duyduk.

İtalyan medyası ve Bacca’nın ailesi olaya karşı tepkisizliği ile daha doğrusu İtalyan halkının asil davranışı ile birçok medya ekibi şaşırdı.

Ben şaşırmadım!

Hatırlarsınız tarihimizde “Pavarotti” ülkesine - İtalya – döndüğünde şu tepkiyi göstermişti; “ Sesimi beğenmemiş olabilirler, doğrudur.” Demişti. İtalya bizim bu ayıbımıza yine tepki göstermemişti.

Hep Özür Dileyen Taraf Olmamak İçin Ne Yapmalıyız?

Ülkemizde kadına açlık, cinsel tatminsizlik vahim bir halde. Yasalarımız yetersiz. Şiddet kültürümüz içselleştirilmiş ve yobazlık doğal sayılıyor. Günümüzün – 21. yy. – Türkiye’sinde kadınlar üzerine bu kadar erkek egemenliği, namus eşittir örtüme, ahlaklı – ahlaksız diye sınıflandırmalar sürdükçe daha çok özür dileriz.

Yobazlığın, ve harem-selam anlayışının yaygınlaştırılmasının önüne geçilmedikçe, daha biz çok özür dileriz.

Kadına ve sanata düşman, gerici, dini değil dinci düşünce, özgür düşünceye saygısızlık yapan düşünce, tek taraflı demokrasi yapan anti-laik düşünce bunları tarihimize geçirdi. Böyle giderlerse, tarihimizin utançlarla dolması kaçınılmazdır.

İlhan Selçuk’un da dediği gibi; “Aklın Başka Yolu Yok…”

KUTUPLAŞMA MI? – TOPLUMSAL BASKI MI?

Evet, birçok kişi, yazar, vs… bağırdılar; “Kutuplaşma geliyor, çok tehlikeli” diye.

Şimdi Konumumuz nedir?

Bence gayet apaçık ve seçik olarak kutuplaşmanın olmadığı konumdayız.

“Kutuplaşma mı?” diye sormuştum.

Evet, kutuplaşma bana göre olmayacaktı. Çünkü benim ülkemin milleti, o kadar saf değildi. İlginçtir, bir kömüre kanan vatandaşım aslında sonunda yanıldığını anlayacaktı ve öyle olduda.

Şu anda kutuplaşma ya da belirtileri var mı?

Ben çevreme bakıyorum. AKP’yi savunan ve savunmayan insanlar medeni bir şekilde tartışıyorlar. Bu şekilde de daha çok aydınlatıyorlar kendilerini. Herkes herkesin ne olduğunu da çok iyi biliyor ama belli etmiyor.

TOPLUMSAL BASKI MI?

Oyların AKP’ye toplumsal baskı ile gittiğini düşünen bir takım insanlar var. Ne alaka kardeşim hiç kimse toplumsal baskıyı maskıyı kaale almaz oylama yaparken! Zaten oylamada 16 milyon kişi AKP’ye oy verdi. Gerisi dağıldı. 70 – 16 : 54 milyon kişi oy vermedi ya da dağıldı. Eğer toplumsal baskı olmuş olsaydı 54 milyon AKP ye oy vermeyen kişi rakamını görmemiz imkansızdı.

Toplum gerçeği görüyor mu?

Evet. Geçen bir gazetede okudum. “Başbakan Bağcılara geliyor.” Yazılıydı. Servisteyim ve işe gidiyorum. Yanımdaki vatandaşa; “RTE Bağcılara geliyormuş.” Dedim. Normalde bu koyu dinci ve AKP’ci olan bu adam bana şöyle bir yanıt verdi: “Artık geçti o masalların modası.”

Toplumun gerçeği görmesini bu bir kişiye indirgemiyorum. Birçok insan sayabilirim. Yani “kutuplaşma geliyor, İslamcılar harekete geçmemeli, hemen birlik olup yok edelim.” Çağrılarında bulunan yazarlara şunu söyleyebilirim:

Benim Ülkemin Temiz Kalpli İnsanı Gerçekleri Görüyor, Kutuplaşmaya Gitmiyor Aksine Birlik Olmaya Çalışıyor. Anlayana…

Sercan Görgün

gorgunsercan@gmail.com

22 Mart 2008 Cumartesi

DEVİNİM ÜZERİNE

Çok sevdiğim filozof olan Descartes'ın Felsefenin İlkeleri Adlı kitabında devinim kuralı açıkça belirtilmiştir. Descartes'tan öğrendiğim bu mükemmel bilgiyi bilmeyenler için açıklayayım.

Devinim, Dünya ve Evren hakkında mükemmel bir bilgidir. Devinim'e göre Evren yerdir. Dünya yerin üzerinde duran ve kendi ekseni etrafında dönen bir maddedir. Öz maddeyi madde yapan şeydir.

Çok kısa açıklayacağım bu kuralı. Öğrneğin; Bir insan doğudan batıya gittiğini düşünüyor. Buna göre Dünya yerdir. Bu yanlıştır. Dünya kendi ekseni etrafında döndüğü için aslında hiçbir yere gitmiyor. Doğudan Batıya gittiğinde Dünya döndüğü için tekrar bulunduğu noktaya aynen geri dönmüş oluyor. Yani bir yerden bir yere gitmiyoruz aslında. Sadece gittiğimizi sanıyoruz. Bu mükemmel ilkeyi gerçekten ilk öğrendiğimde hem büyülendim, hemde Descartes'in insanların bilgeliği yolunda ilerlemesi için çok mükemmel bir insan olduğunu düşündüm.

Evet kısa bir örnekle basitçe açıkladım devinim kuralını. Descartes'in Felsefenin İlkeleri Kitabı Felsefeye yeni başlayacaklar için mükemmel bir başyapıt. Saygılarımla,

Yazar: Sercan Görgün

YAZILARIN KUTSALLIĞI ÜZERİNE

Evet yazılar. Kitapların oluşumunda, duyguların aktarılımda, kendimizi özgürce ifade edebilmemizin sembolü yazılar. İletişimin hayati anlamını taşıyan yazılar. Büyüleyici bir Tanrı'sallık vardır yazılarda. Anlarımızı, gerçeklerimizi her şeyimizi tarihselleştirmenin ve yeri geldiğinde güncel tutan yazılar.

Yazıları yaşamak bambaşkadır. Kitapların kapağındaki büyüleyici resimlerden ve hayal gücünden daha derin bir şey taşır, yazılar. Bana Göre Kutsal'dır yazılar. Yazılar Dünya'mızdır. Yazılar benim içinde kaybolma arzusuyla okuduğum ve bir daha geri dönüş yolunu bulmak istemediğim bir Dünya'dır. Konuşmaktan çok yazı ile iletişim kurmayı tercih ederim her zaman. Böyle bir ortam ancak özgürlükler ülkesidir benim için. Elimde olsa bir yazı olmak isterdim, insandan çok. Kutsal olmak isterdim.

Yalnızlık denilen şey budur benim için. Yazılar arkadaşımdır, Tanrı'mdır. Felsefe'yi felsefe yapanda yine yazılar olmuştur. Tüm aptallıkları ve akıllıkları dürüstçe ifade eder yazılar. Düşünceleri düşünce yapanda yazılardır. Yazılar tapınılması Kutsal'lardır.

Yazılarımı yazarken, yazıların kutsallığını anlayabilmeli Aydın insan. Yazılar... Nietzsche'yi Nietzsche yapan, Kant'ı Kant yapan, Tanrı'yı Tanrı yapandır yazılar. Bu yüzden Kutsaldır yazılar. Bir resim, bir tablo, bir müzik, bir sanat, bunlar gibi daha birçok şey sayar KÜÇÜK İNSAN. Ama yazıları sayamazlar. Gözleri kördür onların! Yazıların Kutsallığını sayamazlar.

Ey, uçmak için kanatları hazır olan Aydın insanlar. Sizlere yazıların kutsallığını öğütlüyorum. Kuş olabilmek için tek yardımcınızdır yazılar. Böyle öğretiyorum sizlere...

Yazar: Sercan Görgün

NIETZSCHE ATEİST DEĞİLDİR.

Nietzsche'yi anlamayanlara yazıyorum bu makalemi. Günümüzün Nietzsche'si çğu kişi tarafından ateist ve nazilerin savunucusu olarak tanınıyor. "Böyle Söyledi Zerdüşt" başyapıtını ve daha bir çok yapıtını okutan çoğu kişi önyargılı ve anlayışsız, bilgisiz bir şekilde Nietzsche'ye ateist damgasını vururlar. Şimdi bu ön yargıları çürüteceğim.

Böyle Sözyedi Zerdüşt'ün içeriğine baktığımız zaman "İnsanca ve Pek İnsanca" ile aynıdır. Böyle Söyledi Zerdüşt, aslında Nietzsche'nin Hristiyanlıkla ilgili hemen tüm kitapları okuduğuna işaret ediyor. Şimdi bu kitabın İncil'den alıntılarla yazıldığını bir inceleme ile açıklayacağım.

BÖYLE SÖYLEDİ ZERDÜŞT BİRİNCİ BÖLÜM

(Otuz yaşında iken) İsa gibi, Luka'ya göre İncil.
(Uyanmış Zerdüşt) Buddha gibi, Bk. H. Oldenberg, Buddha.
(Haykırıyor Göklere) Kitabı Mukaddes, Tekvin 4.
(Severim, ruhu harcanıp... istemez o) Bk. Luka'ya göre İncil, 17:33. Canını korumaya çalışan herkes, onu yitirecektir; ve onu yitiren, onun yaşamasına yardımcı olacaktır.
(Severim, Tanrı'sını sevdiği... onu) Tanrı'sını seven, onu yerden yere vurur. Cilt 10,2 [28]; 3 [1] 189; İncil, İbranilere mektup 12:6'nın değiştirilmiş hali: "Çünkü Rab Sevdiği kişiyi yerden yere vurur ve kabul ettiği her oğlu cezalandırır."
(ben bu kulakların... değilim) Bk. Matta'ya göre İncil, 13:13.
(Çoban... var) Bk. Yuhanna'ya göre İncil, 10:16, "... böylece tek sürü, tek çoban olacak."
(Karanlıktır... yollar) Bk. Kitabı Mukaddes, Süleyman'ın Meselleri 4:19, "Tanrı'ların yolu karanlık gibidir..."
(Açları... doyurur) Bk. Kitabı Mukaddes, Mezmurlar, Mezmur 146, 5:7 "Ne mutlu o adama ki... açlara yiyecek verendir."
(Değer levhalarını yere çalanlara) Musa gibi, Bk. Kitabı Mukaddes, Çıkış.
(Hasat için... yüz tane orak) Bk. Matta'ya göre İncil, 9:37 "Biçilecek ürün bol, ama işçi az."

ZERDÜŞT'ÜN SÖYLEVLERİ

--ÜÇ DÖNÜŞÜM ÜZERİNE--

(Ya da... tırmanmak mı?) Bk. Matta'ya göre İncil 4, 1:18.

--ERDEMLERİN KÜRSÜLERİ ÜZERİNE--

"Adillerin Uykusu Üzerine" için Bk. Kitabı Mukaddes, Muzmurlar, Mezmur 4:9; Süleyman'ın Meselleri 3:24; Vaiz 5:11; Jesus Sirach 31:1, 23, 24.
(Yalancı Şahit... işleyeceğim) Bk. Kitabı Mukaddes; Çıkış:20, 16, 14.
(Her zaman en iyi... gezdiren) Bk. Kitabı Mukaddes, Mezmurlar, Mezmur: 23, 1:2; Yuhanna'ya göre İncil 10:11 vd.

--ÖTEDÜNYACILAR ÜZERİNE--

(Kurtarıcı kan damlasını) Bk. örneğin İncil, Petros'un I. Mektubu 1:19.
(Bunun... içkiciklerini) Bk. Matta'ya göre İncil, 26:27
(Dayanıklı... dişisiyle) Bk. Matta'ya göre İncil 21:5, Kitabı Mukaddes, Zekerya 9:9

--DAĞDAKİ AĞAÇ ÜZERİNE--

Bu bölümdeki İncil'den alınma motifler için. Bk. Yuhanna'ya göre İncil 1:48; özellikle İsa'nın "Zengin Delikanlı"yla konuşması. Matta'ya göre İncil 19:16. vd.
(Siz ona... o size) Bk. Matta'ya göre İncil 4:9 (Şeytan, İsa'ya) "Eğer yere kapanıp bana tapınırsan, bunların hepsini sana veririm."
(Ve şu benzetmeyi... domuzlara) Bk. Matta'ya göre İncil 8; "Şu benzetmeyi veriyorum size"de İncil'de kullanılan bir deyiştir.

--ÇOCUKLUK VE EVLİLİK ÜZERİNE--

(Birleştiremediğini.. benden) "aksayan" Tanrı için Bk. Yunan Mitolojisindeki Hephaistos, Ares ve Afrodit; Ayrıca Bk. Matta'ya göre İncil 1:37 "Onun için, Tanrı'nın birleştirdiğini insanlar ayırmasın."
(Güneşe sarılmış bir yılan) Bk. Cilt 10,4 [260] : Bilgi yılanına sarılan bir güneş. Bk. Kitabı Mukaddes, Tekvin 3,5

İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ VE DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
İNCELEMELERİNİDE İSTEYENLER YORUM BÖLÜMÜNDE BELİRTSİNLER.

Böyle Söyledi Zerdüşt yapıtı gerçektende felsefeyi, ezoretik bir düzleme yükseltme, onu teknikçilikten, yankısız çevrelerde yalıtılmaktan, iddialı ve modern olmayan bir sanatın maruz kaldığı alaydan kurtarmak yolunda ciddi bir denemedir. Bu görüşümüde belirtmek istiyorum.

--SONUÇ--

Nietzsche'nin yaptığım çalışmada en azından bir örneği bile göstererek Ateist olmadığınıkanıtlayabilirim. Kanıt: Böyle Söyledi Zerdüşt Birinci bölümdeki İncil alıntısındaki Nietzsche'ninde felsefesini ortaya koydunu düşündüğüm alıntıdır kanıt.
Bakınız: (Severim Tanrı'sını sevdiği... onu) "Çünkü Rab Sevdiği Kişiyi Yerden Yere vurur ve kabul ettiği her oğlu cezalandırır." ve Cilt 10,2 : "Tanrı'sını seven onu yerden yere vurur."

Bu alıntı Nietzsche'nin her Tanrı'ya sövüşünün ardındaki Tanrı sevgisini açıklıyor. Eminim bu çalışmam Nietzsche'yi anlamayanlara bir rehber olmuştur.

SAYGILARIMLA,

Yazar: Sercan Görgün

21 Mart 2008 Cuma

HEPİMİZ İLHAN SELÇUK'UZ!

İlhan Selçuk'un Mükemmel Bir Eseri Vardı. "Düşünüyorum Öyle İse Vurun" !!! Ülkemizde artık doğru düşüncelere saygısızlıkyapan mı dersiniz? Yoksa İslamcı-Faşizm mi, Dersiniz? Yoksa Eğitimsiz İnsanların Bilinçsizce Yaptığı Saygısızlıklar mı, Dersiniz? Bu Böyle Uzayıp Gidecektir...Haydi Herşeyi Bıraktık. 80 yaşındaki Bu Saygıdeğer Kişiliğe Yapılan Bu Saygısızlık Affedilemez. Ayrıca İlhan Selçuk'un bir askeri darbe yapmış gibi,teröristmiş gibi apar topar Saygısızca Tutuklanması Gerçekten Acı Verici. Zaten evinde kitaplardan başka ne bulabilirsiniz ki?!! Yazık Gerçekten Çok Yazık. Sinirimden Ağladım.Atatürk yaşıyor olsaydı Kederinden Ölürdü!!! Bu ülkenin Aydın İnsanları, lütfen İlhan Selçuk'a yapılan bu Hakarete Tepkilerimizi Gösterelim! Ortacag zihniyeti ,susturma politikasi ,baskin cikip birseyleri ortme istegi,Sayin Tuncay Ozkan'in dedigi gibi KORKUNUN KRALLIGINI tesis etme arzusu ilk icraatini yapti.Ama biz ulus olarak artik dur demek zorundayiz.

Ergenkon soruşturmasında gözaltına alınan Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk'un gözaltına alınma nedeni geçen haftaki köşe yazısı oldu.

İşte İlhan Selçuk'un geçen haftaki köşe yazısı:AKP İslamcılığının -İslamın değil- beş şartı artık oluştu:

Dedikodu.. Şantaj.. Yalan-dolan.. Çıkarcılık.. Yolsuzluk.. Dinciliğin gün geçtikçe ağır bastığı medyayı da ancak maşayla tutabilirsin... * Peki, gün geçtikçe gelişip yoğunlaşan iletişim teknolojisi bizde neye hizmet ediyor?.. İslamcılığın beş şartına... Üstelik kuşkulu dinlemeler üzerine bina edilen kanıtsız tanıksız 'ne idüğü belirsiz' davalar da medyada özellikle pompalanıyor... Bir azgınlık.. bir azgınlık ki.. demeyin gitsin.. Neden bu azgınlık?.. İslamcılar -ılımlısı ve köktencisi- artık ülkeyi, belediyeleri, devleti, her şeyi ele geçirdiklerine inanıyorlar... * Azgınlığın dinci gazete sayfalarına nasıl yayıldığına ilişkin bir örnek vereyim.. Dinci köşe yazarı yazıyor: "- Cumhuriyet mitinglerini düzenleyenlere derin devlet mi dersiniz, derin çete mi dersiniz?.." "- Devleti temsil eden 'Bayrak' ve 'Cumhuriyet' , devleti ele geçirmeye çalışan çetelerin eline geçmiş..." "- Özelleştirme İdaresi Başkanı'na düştü bu iş galiba... Hadi, derin devletin mallarını ve şirketlerini legal devlete, oradan da ihale yolu ile satış için TMSF'ye gidin... Cumhuriyet'in mal varlığını Cumhuriyet'in hazinesine irad kaydedin..." "- Devlet bir an önce, iddialar doğru ise, mahkeme kayıtlarına geçen iddialar çerçevesinde Cumhuriyet gazetesi, ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği), ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği), Vatansever Güç Birliği gibi derin yapıların paravan örgütlerine derhal el koymalı..." * Eveeet... AKP iktidarı belli hedefe doğru doludizgin yürüyor, yandaşları da içmeden sarhoş olmuşlar... Ülke altüst... Herkes birbirine soruyor: - Ne olacak?.. Bu gidişle bir şeyler olacak... Ama, ben Cumhuriyet'e "İslamcı AKP Devleti" nin el koymasını isteyen gazeteye şimdiden haber vereyim... Bir şeyler olduğunda sonuç düşündükleri gibi çıkmazsa, oturup mazlum rolünde ağlamasınlar.

20 Mart 2008 Perşembe

Neden Ateist Değilim?

Fikret Böcek

Ateizm bir dünya görüşü olarak kendisini diğer dünya görüşleri gibi entellektüel bir şekilde aklayabilmelidir. Ateizm evren, insan ve Tanrı kavramları üzerinde yorumlar yapar ve bu yorumları gerçek olarak kabul etmemizi bekler. Ateistlerin bu iddiaları bir şeyin gerçek olup olmadığını yargılayan bütün testlerden geçebilmelidir. Ateizm iddialarını kanıtlamak zorundadır. Ateizmin ileri sürdüğü iddialar, bir inancın doğruluğunu gösteren bu testlerden muaf olamaz.
Ateizmin inanç açıklaması şöyledir:
Bütün evrende,
Ne geçmişte,
Ne şu anki zamanda, ve
Ne de gelecekte,
Hiçbir şekilde veya tanımda
Hiçbir zaman Tanrı olmadı, şimdi de yok ve gelecekte de olmayacak.
Şimdi doğruluk testlerini uygulayarak Ateizm’in inanç açıklamasına bakalım:
1. İlk sorumuz şu: Ateizmin inanç açıklaması mantıksal olarak geçerli midir yoksa geçersiz midir? Eğer mantık yasalarına göre geçersizse, o zaman düşünen kişiler için ateizmin iddiaları mantık dışı ve kabul edilemez durumdadır.
Ateizmin inanç açıklaması mantık yasalarını çok açık bir şekilde ihlal ettiğinden, ateizmin özünde mantıksızlık mevcuttur.
A. Mantık yasalarına göre, evrensel bir olumsuzluğu(negatifi) kanıtlamak imkansızdır. Bir ateist, “Hiçbir yerde hiçbir zaman tanrı yoktur,” iddiasında bulunduğunda kanıtlanması olanaksız olan evrensel bir olumsuzluk(evrensel negatif) iddiasında bulunur. Bu iddiayı kanıtlayamayacağından veya gözler önüne seremeyeceğinden mantıksız davranmış olur.
B. İkinci mantıksal sorun; Bir kişinin “Tanrı yoktur” iddiasının doğruluğunu kanıtlayabilmesi için bu kişinin Tanrı olması gerekir.
1. Bu iddiada bulunan kişinin aynı zamanda evrenin her yerinde olabilmesi gerekirdi. Örn: bu iddiada bulunan kişinin aynı zamanda her yerde ve sonsuz olması gerekirdi.
2. Bu iddiada bulunan kişinin aynı zamanda geçmişe, şimdiki zamana ve geleceğe seyahat edebilme yeteneğine sahip olması gerekir. Örn: Bu kişinin yaşamının sonsuz olması ve zaman ve mekanla sınırlı olmaması gerekir.
3. Bu iddiada bulunan kişi herşeyi bilen bir kişi olurdu. Örn: Bu kişi dünya tarihindeki gelmiş geçmiş herşeyi bilirdi.
4. Bu iddialarda bulunan kişinin sonsuz olabilmesi için ve aynı anda her yerde ve herşeyi bilen bir kişi olabilmek için herşeye gücü yeten bir kişi olması gerekirdi
C. Üçüncü olarak da, mantık yasaları çerçevesinde “sonsuz bir Tanrı yoktur” iddiasını sadece ve yalnızca sonsuz bir Tanrı ileri sürebileceğinden, “Sonsuz bir Tanrı yoktur” iddiasını ortaya atan ateizm savunucusu kendi sözlerine zıt düşmüş olur… Bu da mantıksızlıktır!!!

Filozoflar Felsefe İçin Ne Diyorlar?

"Felsefe yapmak ölmeyi öğrenmektir."Karl JASPERS"

Felsefe, neleri bilmediğini bilmektir."SOKRATES"

Doğruyu bulma yolunda, düşünsel (İdealist) bir çalışmadır."PLATON"

İlkeler ya da ilk nedenler bilimidir felsefe."ARİSTOTELES "

Mutlu bir yaşam sağlamak için, tutarlı eylemsel bir sistemdir."EPİKUROS"

Felsefe tanrıyı bilmektir ve gerçek felsefeyle, gerçek din özdeştir."AUGUSTİNUS"

İnanılanı anlamaya çalışmaktır."ANSELMUS"İnanılanın inanılmaya değer olup olmadığını araştırmaktır."ABAELARDUS"

Tanrıdır konusu, tanrının tanıtlanmasıdır."A. THOMAS"

Eleştiridir."CAMPENELLA"

Deney ve gözleme dayanan bilimsel veriler üzerinde düşünmektir."F. BACON"

Felsefe yapmak doğru düşünmektir."T. HOBBES"

Felsefe bir bilimdir ve geometrik yöntemi metafiziğe uygulamak gerekir, felsefeyi kesin bir bilim yapmak için."DESCARTES"

"Felsefe, genelleştirilmiş bir matematiktir."SPİNOZA"

Gerçekte doğru olanı algılamaktır. Felsefe göklerden yere inerek, beş duyuyla kavranan konularla ilgilenmelidir."LEİBNİZ"

Bütün düşüncelerimizin duyumlarımızla, gerçek alemden geldiğini tanıtlamaktır."LOCKE"

Felsefe duyumların bilgisidir."CONDİLLAC"

İnsan zihninin mahiyetini incelemektir."HUME"

Sonuç olarak;
Felsefe Yaşamdır...

15 Mart 2008 Cumartesi

ENTELEKTÜEL YAŞAM, İNSANI MUTLU EDER Mİ?

Mutlu yaşama neden olan ayrıntıları sırf gözden geçirmekle değil, sorunun içine daha derinlemesine girmekle ve yaşam mutluluğunu bütün olarak ele almakla da aynı sonuca ulaşırız. Entelektüel yaşamın yaşam mutluluğuna olan ilişkisi, onun kişiliğimizle olan ilişkisi gibidir. Yani bizim nasıl bir insan olduğumuzdur; DEĞERLİ Mİ yoksa DEĞERSİZ Mİ? Zira bütün insanlar, ya yaşam mutluluğuna götüren şeyi ya da yaşam mutluluğunun bir sonucu sayılan şeyi seçmeye değer bulurlar; ayrıca bizi mutlu kılan şeylerin bazıları zorunludur, bazıları haz vericidir. Yaşam mutluluğunu, ya düşünme gücü ve bir tür bilgelik, ya erdemlilik, ya en yüksek derecede haz, ya da bunların hepsi olarak tanımlamaktayız. Mademki yaşam mutluluğu, düşünme gücüyle aynı şeydir, o zaman yaşam mutluluğuna yalnızca filozofların sahip olacağı açıktır. Eğer yaşam mutluluğu, ruh mükemmelliği ya da haz dolu yaşam ise o zaman buna yine ya öncelikle ya da sadece filozoflar sahiptir. Bizim içimizdekilerde en iyi şey, hükmeden şeydir. Hepsi teker teker birbirleriyle karşılaştırıldığında bunların en çok haz vereni ise, “DÜŞÜNME GÜCÜ”dür. Biri yaşam mutluluğuna bunların hepsinin neden olduğunu iddia ettiği zaman bile, yine de düşünme gücünün en önemli öğe olduğunu söylemek gerekir. Bu yüzden becerebilen herkesin felsefe yapması zorunludur. Çünkü felsefe yapmak, ya mükemmel yaşamın kendisidir, ya da ruhu oraya en çabuk götürendir. Herkes kabul eder ki hiçbir insan, en büyük servet ve en kudretli güçle donatılmış, ama elinden düşünme gücü alınmış ve akıl hastası olduğu bir yaşamı seçmek istemez; bunu en derin hazları yaşayabilecek ve bazı delilerin yaptıkları gibi yaşayabilecek olsa bile yapmaz. İnsanlar en çok, düşünme gücünden yoksun kalmaktan kaçınırlar; ancak göründüğü gibi düşünce gücünden yoksun olma, düşünme gücüne karşıttır ve bu iki karşıtın birinden kaçınılırken diğeri tercih edilir. Uyumak her ne kadar çok hoş ise de ve uyuyanın her türlü olası hazları tattığını düşünsek bile, hiçbir şekilde uyanık olmaya tercih edilemez.
Mutlu yaşam ister haz ve rahatlıktan, ister ahlaksal mükemmellikten, isterse akıl kullanmaktan ibaret olsun, bunların her birinde felsefe kaçınılmazdır. Bu konular hakkında açık seçik bir görüşe yalnızca felsefe aracılığıyla ulaşabiliriz. İnsan “bütün olarak” basit bir canlıdır ve insan olarak özelliği “akla” ve “tin”e sahip olmasından gelmektedir. O zaman en eksiksiz gerçeğe -bu demektir ki varolanlara dair gerçek bilgiye- ulaşmak dışında insan için başka hiçbir görev yoktur.Yaşam, yaşam olmamaktan algılamayla ayrılır, yaşamı biz algılama yeteneğiyle tanımlıyoruz. Algılama yeteneği alındığında, yaşam yaşanmaya değmez olur; öyle ki, sanki yaşam toptan yok olur. Felsefi kavrayış ruh mükemmelliğinin ve mutlu yaşamın bir parçasıdır. İddia ediyorum ki, mutlu yaşam ya felsefi kavrayıştan çıkar, ya da onun kendisi mutlu yaşamdır. Tam yetkinlikle yapılan ve engelsiz olan edimler kendiliğinden “haz” kaynağıdır. Felsefi etkinlik bu yüzden, bütün etkinliklerin en haz verenidir. Haz verici yaşamı, bu yaşamı sürenler için haz verici olduğundan, haz vericidir diye adlandırabiliriz. Yaşamda bir şeyden haz duyanların değil, yaşamın kendisinin onlar için haz olduğu ve yaşamın kendisinden haz alanların, haz veren bir yaşam sürdürdükleri söylenebilir. Bu türden düşüncelere dayanarak uyanık olanın uyuyandan, düşünenin düşüncesiz olandan daha üst düzeyde yaşadığını söylüyoruz ve iddia ediyoruz ki, YAŞAM HAZZI, RUHU KULLANMAKTAN GELMEKTEDİR; RUH ETKİNLİĞİ, ASIL ANLAMDA YAŞAMAKTIR.

25 Şubat 2008 Pazartesi

BUDİZM'E İYİMSER BİR BAKIŞ

Tamamen Salt Düşünce İle Yüzeysel Bir Bakış Açısıyla Baktım. Ve Kısa Bir İnceleme Yaptım.
Müslümanlık'ta hep Tanrı'dan bir şeyler istersiniz dua edersiniz. Ne biliyim toplum arasında insanlar bakamayacağı kadar çocuk yapar ve fakiriz diye anırırlar. Sorduğun zaman neden bu kadar çocuk yaptın. Tanrı Rızkımızı Verir der. Tabiki Bu İslam Dinine Hastır. Fakat Tanrı'dan Rızk Vermesinizi Dua Ederek Yardım Etmesini Beklemek Son Derece Aptalcadır.
Hristiyanlık'ta ise Her Dinde Olduğu Gibi iyi şeyler öğütlenir. Fakat Hristiyanlık biraz daha iyidir müslümanıktan. Duayı içinizden edersiniz. Bir fiziksel harekete girmezsiniz yani namaz (Yatıp Kalkmak) gibi saçmalıklara bürünmezsiniz. Ama günah çıkarmak sizce aptalca değilmi?
Budizm'e baktığınızda gerçekten saygı değer bir felsefesi vardır. Doğaya aşıktır budistler ve bu yüzden ineğe taparlar. Doğayı korumaları sevmeleri örnek bir davranıştır fakat ineklerin çnünde diz çökmek gerçekten aptalca.
Tüm dinlerin insan saçması olduğunu düşünüyorum. Tanrı'mızın olduğunu bir teori olarak kabul ediyorum ama bu teoriyide savunuyorum. Tüm dinler insan yaratması ama en iyi felsefe'ye sahip olanı budizim'dir. Budizm Çevre Dostudur.
Yorum Sizin.

4 Şubat 2008 Pazartesi

NORMAL NEDİR? SİZ NORMAL MİSİNİZ?

Normal insanın belli bir denetim alanı içinde eylemesini sağlayan, davranışlarını biçimlendiren kural ya da kurallar bütününe verilen ad; toplum bilimlerinde yerleşik ya da beklenen toplumsal davranış biçimi; ne yapılması gerektiğine ilişkin üstü örtük toplumsal kural ya da örnek biçim (Felsefe Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınlan, s.1045). Böyle bir tanımı okuyunca ilk akla gelen soru şu: Kim belirliyor bu normali? . ilk akla gelen yanıt: Kimler çoksa, onlar. İlk yanıt genellikle en yüzeysel olanıdır. Normun içine biraz daha girmeye çalıştığımızda, çoğunluğun gücüyle değil de, iktidarın gücüyle karşılaşacağımızı görürüz. Halk çoğunluğu ne zaman gücü eline almış ki, kuralları koyabilsin? Bir toplumun içine doğuyoruz; etrafı çepeçevre sarılmış, farklılıkların değil de benzerliklerin arandığı, ortalamanın tutturulduğu grupların oluşturduğu bir topluma. Kurallar yani normlar, bizim aslında görmediğimiz, ama farkında olmadan kabul ettiğimiz ölçülerdir. Bu ölçülerin biçimlendiremediği bireylere de anormal diyoruz. Yaşama kendi rengimizi katmaya çalıştıkça, normların dışına çıkıyoruz. Böyle düşünüldüğünde normal olan, sıradandır, normali seçmek güvenli bir yaşamı seçmektir ve normal olan ortalama olandır. Fakat bu sorgulamaların ötesinde normalliğe ihtiyaç duyduğumuz da, tartışılmaz bir gerçek. Normal olmak, yani toplumsal kabul görmek, iç dünyamızdaki huzuru sağlıyor. Öyleyse farklılıkların törpülenmediği başka bir toplum hayali gerekli... Kafamızı karıştıran bu sorulan bazı yazarlarımızla konuştuk. Normal kavramı hakkındaki görüşlerini ve normal olup olmadıklarını sorduk. Ilginçtir, bir tane "normal"e rastlayamadık. . devamı var

12 Ocak 2008 Cumartesi

Bugün Kendimi Nasıl Kandırsam???

kalktıgınız saatin hiçbir önemi yoktur . Aslında kalkınca dışarıya bakıp karanlıgı gördügünüzde neyin önemi var diye düşünüyosunuz. yine paradoxu yasıyosunuz. kalkınca yorgun kalkıyosunuz uyurken yoruluyosunuz ve düşünürken yoruluyosunuz. çelişkileri düşünüyosunuz canınız zaten bişey yapmak istemiyor nefes almaya bile üşeniyosunuz. bugun kendimi nasıl kandırsam?
bilinci düşünsem?
zaten cok düşündüm sonuc yok. düşüneyim derken oturup düşünmüyosun düşünmek için sende olan enerji yok.
güncel olaylari düşüneyim?
düşüncek nesi vaarki.?
dünya ekonomisini düşüneyim amerika falan?
offf. yıllardır bölesin sende .
varlık nasıl?
yok olmaz.. umrumda deilki zaten.
kavramlara küfür etsem?
yok kavramlar neki . olmasa olurmuydum ben böle .
tamam tanrıyı düşün?
düşüncek nesi var Yaratmış Bırakmış işte .
aslında canınız düşünmek bile istemez. hiç bişey düşünmediğinizi düşünemezsiniz zaten.
amaçsizsiniz bugun.
amaç edinmeli insan .
diyorum ya mutluluga giden yol kandırmadan gecer diye.
düşünmek kandırmakmı ?
yok öle bişi demedim ben .
hayatımızın 0 ına oturttugumuz şeyler kandırma .
insanın ne düşündügün , başkalarının onun hakkında ne düşündügü kadar önemi yoktur.
hah öylemi?
insanın kendine söylediği en büyük yalanlardan biri sosyal olmasıdır.
umm.
herşey ihtiyactan doğar herşey.
aşk, mutluluk, sevgi, arkadaslık.
olmazsa olmaz zaman zaman .
insan bu bakımdan bencildir.
ama ben insanın canı hiçbirşey yapmak istemediği durumlarda ne yapsa daha iyi olur sorusunun cevabını buldum
alıyosunuz alkolunuzu
koyuyosunuz nick cave i teybe.
ondan sonra nerdesiniz bilinmez .
mutlulugu formulize edebildinizmi.
ben denedim
ama ugras olsun diye.
yok olmuyo.
x y li bir formul cıkarcaktım
hatta z v b .....n
öle gidio bilinmezler.
n bilinmeyenli bi denklem

farkındalık?
evet farkındalık önemli bir husustur.
düşünülmesi gerekir.

var oldugum için düşünüyorum.