22 Nisan 2008 Salı

23 NİSAN ARTIK HÜZÜNLÜ

Atatürk’ün bize ve çocuklarımıza armağan ettiği o güzel Çocuk Bayramı artık hüzünlü. Nedeni basit. Çocuklarımıza nasıl bir gelecek verdik diye sormanız, soruya aynen cevaptır.

O zaman soruyorum;

Neden “Artık 23 Nisan Hüzünlü” diye yazmışım ben?

Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı Meclis’ten bir anda aç gözlü milletvekilleri tarafından geçirildi. Bu yasa çocuklarımızın ileride bize küfür etmelerine neden olacaktır.

Başka Ne Yüzden 23 Nisan Artık Hüzünlü?

301. Madde meclisten SSGSS’den hemen sonra arada kaynadı ve oda geçti. Türklüğe hakaret serbest ama Türk Milletine hakaret yasak oldu.

Başka Neden 23 Nisan Artık Hüzünlü?

Ülkemizde tarihimizde ilk defa çok trajikomik bir biçimiyle pirinç kuyrukları oluştu. Gıda terörizmi elini kolunu sallaya sallaya cirit attı. Bunlarda tarihimize utanç verici tablolar arasına kondu.

Peki, Şimdi Ne Olacak?

Çocuklarımıza utanç verici anne ve babalar olmak istemiyorsak, seçimlerde aklımızı kullanacağız. Tüm bu iğrenç utandıran, absürd olayları hangi iktidar varken yaşadığımızı unutmadan gideceğiz sandıklara. Kimsenin seviyesine inmeden oylarımızla en güzel cevabı vereceğiz.

BİLİM ALIN YAZISI BİR BAŞKA DEYİŞLE KADER’İ KANITLADI

Geçenlerde bir gazetede okudum. Alın yazısı bilimsel olarak kanıtlanmış daha doğrusu geçireceğimiz hastalıklar genlerimizde kayıtlıymış.

İngiliz bilim adamlarının ulaşğı bu sonuç dini kitaplarda yazan ve değiştirilemez olduğuna inanılan kader denen şeyi kanıtlamış oldular.

Fakat kader yani genetik değiştirilebiliyor.

Bilim adamları şu sıralar DNA’nın şifrelerini çözmek ve insan genetiğini çözmek üzere çalışıyorlar. DNA üzerinde birkaç değişiklik şimdiye kadar yapıldı ve tarihe geçti. Peki eğer geçireceğimiz şeyler genetiğimizde gizli ise, bu genetiğin değiştirilmesi demek kaderin değiştirilmesi demek olmuyor mu?

Kader değiştirilemez görüşünde olan din bilginleri, bilim adamlarının genleri değiştirdiğinde yanılmış olacaklar. Bu olursa ilahiyatçılar zor durumda kalacaklar. Çünkü ilahiyatçılar Kur’an dan aldıkları bilgilerle ömrün uzatılamayacağını ecelin belirtilen zamanda geleceğini, kaderin ise değiştirilemeyeceğini savunurlar.

Demek ki bilimin “Papa’ya ve Papa’lara ihtiyacı Yoktur” söylemi mantıklıdır. Böyle olunca din mantıksız kalıyor ve dinin insan yaratması olduğu iddiaları ışık buluyor. Gelecekte bilim adamları genetiğimizi değiştirdiğinde, bilim ve din arasında büyük çatışmalar yaşanabilir ama her zaman bilim en mantıklı olanıdır.

ATATÜRK ne dedi; “Benim manevi mirasım, Bilim ve Akıldır.” İşte bu mirasla yola devam edersek her zaman doğru olanı buluruz.

BİR HAFTALIK ŞİDDET ANALİZİ

Analiz ettim şu son bir haftayı ve aklıma gelen soru; “Türkiye’de şiddet başa çıkılamaz bir hale mi geliyor, doğal mı karşılanıyor?” oldu.

Öncelikle üç temsili Olay Buldum. Şiddeti temsil eden.

KAMER GENÇ

Geçtiğimiz gün Tunceli Bağımsız millet vekili Kamer Genç’in mecliste 40 -50 kuvvetli kişi tarafından konuşma sırasında bile değil, konuşmasını – AKP’nin kirli dosyaları – bitirdikten sonra şiddete mağruz kaldığını gördük. Hatta, Türkiye’de ilk kez mecliste genel kurul salonunda 40-50 kişilik bir ordunun topluca bağımsız milletvekiline karşı saldırıda bulunduğunu gördük.

Bunu yapanlar demokrasiyi ağızlarından düşürmeyen fakat tek taraflı demokrasi yapanlardır ve böyle insanlardan bunu beklemek doğaldır. Üstüne üstlük “RTE” bunu meşrulaştırınca çıkan tablo acı verici oldu.Diğer bir olay ise;

KARS’TA BİR ÜNİVERSİTE

Kars şehrinde birkaç grup öğrenci, bir öğrenci kız arkadaşını evine bırakmak isterken Cumhuriyet meydanı’nda dövülmeye başlandı. Yoldan geçen birkaç kişide bu şiddet uygulayan gruba katıldı. Gerçekten şok edici bir durum ve çok vahim.

PİPPA BACCA olayına ne demeli?

Hepimiz Türk milleti olarak televizyon, gazete, dergi, ve internet sitelerinden duyduğumuz İtalyan sanatçı Pippa Bacca’nın tecavüz edilerek öldürüldüğünden utanç duyduk.

İtalyan medyası ve Bacca’nın ailesi olaya karşı tepkisizliği ile daha doğrusu İtalyan halkının asil davranışı ile birçok medya ekibi şaşırdı.

Ben şaşırmadım!

Hatırlarsınız tarihimizde “Pavarotti” ülkesine - İtalya – döndüğünde şu tepkiyi göstermişti; “ Sesimi beğenmemiş olabilirler, doğrudur.” Demişti. İtalya bizim bu ayıbımıza yine tepki göstermemişti.

Hep Özür Dileyen Taraf Olmamak İçin Ne Yapmalıyız?

Ülkemizde kadına açlık, cinsel tatminsizlik vahim bir halde. Yasalarımız yetersiz. Şiddet kültürümüz içselleştirilmiş ve yobazlık doğal sayılıyor. Günümüzün – 21. yy. – Türkiye’sinde kadınlar üzerine bu kadar erkek egemenliği, namus eşittir örtüme, ahlaklı – ahlaksız diye sınıflandırmalar sürdükçe daha çok özür dileriz.

Yobazlığın, ve harem-selam anlayışının yaygınlaştırılmasının önüne geçilmedikçe, daha biz çok özür dileriz.

Kadına ve sanata düşman, gerici, dini değil dinci düşünce, özgür düşünceye saygısızlık yapan düşünce, tek taraflı demokrasi yapan anti-laik düşünce bunları tarihimize geçirdi. Böyle giderlerse, tarihimizin utançlarla dolması kaçınılmazdır.

İlhan Selçuk’un da dediği gibi; “Aklın Başka Yolu Yok…”

KUTUPLAŞMA MI? – TOPLUMSAL BASKI MI?

Evet, birçok kişi, yazar, vs… bağırdılar; “Kutuplaşma geliyor, çok tehlikeli” diye.

Şimdi Konumumuz nedir?

Bence gayet apaçık ve seçik olarak kutuplaşmanın olmadığı konumdayız.

“Kutuplaşma mı?” diye sormuştum.

Evet, kutuplaşma bana göre olmayacaktı. Çünkü benim ülkemin milleti, o kadar saf değildi. İlginçtir, bir kömüre kanan vatandaşım aslında sonunda yanıldığını anlayacaktı ve öyle olduda.

Şu anda kutuplaşma ya da belirtileri var mı?

Ben çevreme bakıyorum. AKP’yi savunan ve savunmayan insanlar medeni bir şekilde tartışıyorlar. Bu şekilde de daha çok aydınlatıyorlar kendilerini. Herkes herkesin ne olduğunu da çok iyi biliyor ama belli etmiyor.

TOPLUMSAL BASKI MI?

Oyların AKP’ye toplumsal baskı ile gittiğini düşünen bir takım insanlar var. Ne alaka kardeşim hiç kimse toplumsal baskıyı maskıyı kaale almaz oylama yaparken! Zaten oylamada 16 milyon kişi AKP’ye oy verdi. Gerisi dağıldı. 70 – 16 : 54 milyon kişi oy vermedi ya da dağıldı. Eğer toplumsal baskı olmuş olsaydı 54 milyon AKP ye oy vermeyen kişi rakamını görmemiz imkansızdı.

Toplum gerçeği görüyor mu?

Evet. Geçen bir gazetede okudum. “Başbakan Bağcılara geliyor.” Yazılıydı. Servisteyim ve işe gidiyorum. Yanımdaki vatandaşa; “RTE Bağcılara geliyormuş.” Dedim. Normalde bu koyu dinci ve AKP’ci olan bu adam bana şöyle bir yanıt verdi: “Artık geçti o masalların modası.”

Toplumun gerçeği görmesini bu bir kişiye indirgemiyorum. Birçok insan sayabilirim. Yani “kutuplaşma geliyor, İslamcılar harekete geçmemeli, hemen birlik olup yok edelim.” Çağrılarında bulunan yazarlara şunu söyleyebilirim:

Benim Ülkemin Temiz Kalpli İnsanı Gerçekleri Görüyor, Kutuplaşmaya Gitmiyor Aksine Birlik Olmaya Çalışıyor. Anlayana…

Sercan Görgün

gorgunsercan@gmail.com